Ana Sayfa Enstrümantal Klipler

VİTRİN   DUYURULAR   TÜM ESERLER   BİYOGRAFİ   BASINDAN   HAKAN BAYRAKTAR'DAN   GÖRÜŞLERİNİZ   İLETİŞİM

           

Tasavvuf Musikimiz

Müzik, Meleklerin Dili

Seyyid-i Burhanettin Veli Hz. ve Kayseri Şehri

 


Ağrı Manifestosu

Dünyanın İlk Tıp Fakültesi Gevher Nesibe

Depresyon, Ruh Depremi

 


AĞRI MANİFESTOSU


Yaşamın ince sızısı varoluşun sessiz çığlığı. Çaresizliğin sözsüz şiiri. Can taşıdığımızı hatırlatan ince kıymık. İnsanlık kadar eski ve tortulu, bir insan kadar yeni ve yenilenen bir duygu. Ağrı insanlık tarihinin her anına sinmiş pastel bir renk, eski bir hatıra.

Hangi kapıdan, nasıl, ne zaman girse hoş değildir ağrı. Lügatlere “nâhoş bir duygu” diye düşer. Sözün arasına, şiirin en sancılı yerine bir “âh” diye sokulur. Sadece dilde ve kağıt üzerinde rahat durur. “Söylemesi kolay”dır. Dahası söylemeyi kolaylaştırır. Kendini herkese hemen tanıtır. Müphem, sancılı, tanımsız duygular, ağrı’lı, sancı’lı, sızı’lı deyimlerle dile geti rilir. Deyimler sözlüğünde yeri pek kabarıktır. Özlemin en derin hâli “burun ağrısı” ile anlatılır. Aşka ait tüm hüzünler, ayrılık sancıları “kalp ağrısı” tabirinin etrafında toplanır. Bazan kesici, bazan zonklayıcı, bazan bıçak saplanır gibi gelir, bazan da bıçakla kesilmiş gibi gider. Herkese dokunur. İnsana; sonunu, başını ve ortasını hatırlatır. “Ne olacağım” demeyi öğretir. Dünyada karşılaşılan ve sanki dünyadan olmayan bir şeydir ağrı. Gelince ürpertir, yıpratır, korkutur, gidince rahatlatır. İnsanoğluna acziyetini hatırlatır. Halk şiirinde ve türkülerde âşıkların yüreğini dağlamış, pişirmiş ve olgunlaştırmıştır. “Yara”, “dert”, “merhem”, “bıçak”, “ilaç”, etrafında gezip duran sancılı ruh halleri, zaman zaman tabibe işten el çektirmiş, şâirleri de de anlaşılmaz bir hoşnutlukta bırakmıştır. Fuzûlî’nin “aşk derdiyle hoşam el çek ilacımdan tabib” dizesi de halk ozanı Emrah’ın “el çek tabib yaram üstünden / Sen benim derdime devâ bilmezsin / Sen nasıl tabibsin yokur ilacın / Yaram yürektedir sarabilmezsin” demesi de herkesin tanıdığı ağrının, keskin bir dert anlatma aracı olduğunu gösterir. Hele her yere yakışan “Âh!” figanı, tek hecede, tek nefeste, koyu bir hüznün ve anonim bir paylaşım etrafında oluşan ağrının çağrışımlarıyla destansı bir anlatıma yer verir.

Ağrı bir varoluş bilmecesidir. Bu bilmece hâlâ çözülememiştir. Bir bebek dünyaya gelirken yaratılışın gizemi karşısında dehşete kapılır, ve bu dehşet ana rahminin güven ortamından çekip çıkarılmanın daha ilk anında ağrı ile beraber sahnedeki yerini alır. Dünyaya göz açmak ağrılıdır. Beşikten mezara uzanan yolculuğumuza eşlik eden ve vücudumuzu saran alaycı refakatçimizdir ağrı. Ekşi ve yüz ekşiten yüzünün arkasında ilahî hikmetler vardır. İnsanlık için çok eski, bir insan için yenidir. Acıdır, acıtır. İncedir, incitir. Rengi, kokusu yoktur. Yenilir yutulur gibi de değildir. Elle tutulmaz, gözle görülmez. Söylemez, söyletir. İnlemez, inletir. Ağlamaz, ağlatır. Bilmez, bildirir. Tadı yoktur, ağızların tadını bozar. Rengi yoktur, her rengi geceye bağlar. Şekli yoktur, şekilden şekile sokar.

Yaygın olmasına yaygındır, ancak herkes yine de ağrıyı bir başına yaşar. Herkesin ağrısı kendinedir. Ağrı paylaşılmaz, aktarılmaz. Bu yüzden “dayanılması en kolay ağrı, başkasının ağrısıdır.” Ağrının kaynağı ayrı ayrıdır. Aynı olsa ile her insan ağrısını diğerlerinden farklı şiddette, tamamen farklı bir tepki vererek tecrübe eder. Bu sebeple ağrı, bir yalnızlık girdabıdır. Uzun ve karışık bir labirent gibidir, herkes aynı kapıdan girse bile farklı yerlere çıkar.

Klasik hekimler, ağrıyı dindirmeyi hekimliğin temeli bellemişlerdir, ağrı dindirmeyi ilâhî bir iş olarak kabul etmişlerdir. Bu sebeple klasik tıp kitapları değme edebiyat eserlerine taş çıkaracak detaylı ağrı anlatımlarıyla doludur.

Yaşam ve ağrı ikizdirler. Acı çekmek, ağrı duymak canlılara özgüdür. Yaşam ise boynumuza asılmış bir ağrıdır. Hayatın olduğu her yerde ağrı sancı mutlaka vardır.

Ağrı hayat belirtisidir, hayattan haber verir. Canlı bedeninde yolunda gitmeyen bir şeylerden haber verir; rahatsız eder, batar, incitir, acıtır. Ekşi yüzün arkasındaki güzellik de işte bu nâhoşlukta gizlidir. Yoksa yalancı bir rehavet hayattan çok şeyi alıp götürürdü. İçten içe çürüdüğü halde ağrımayan bir dişi düşünün. Böbreklerimizi harab ettiği halde canımızı yakmayan bir taşı düşünün. Patlama noktasına geldiği halde, karın ağrısı yapmayan bir apandisiti hayal edin. Yahut daralıp sıkıştığı halde ağrı vermeyen yorgun bir kalbi tasavvur edin. Rahatımızı çalıyor çalmasına ama, hâlen yaşadığımız pek çok güzelliğin zemininde ağrının payı vardır. Doğum ve ölüm arasındaki ince-uzun çizgide, acı ve ağrı insanı defalarca yakalamaktadır. Ağrı dindirme işine kadim hekimlerin kutsallık atfetmesini haklı kılacak biçimde, her geçen gün ağrının fiziksel bir acı olmaktan çok ruhun derinlerine inen, duyguya endeksli karmaşık bir hâl olduğu anlaşılıyor. Söz gelimi pozitif duygulanım içinde olmak ağrı algısını hafifletirken, negatif duygulanım ise ağrıyı çekilmez kılıyor. Duygular ağrı için sanki bir mercek görevi görüyor. Bir yanından bakınca ağrıyı büyütüyor, diğer yanından bakınca küçültüyor. Mesela, başkalarının da ağrıyı hissettiğini bilmesi, hastanın ağrısını hafifletebiliyor. Aynı şekilde geceleri de yalnızken ağrılar şiddetleniyor, keskinleşiyor. Ağrı asıl varlığın farkına vardırıyor. Decartes, fikir çilesi yerine bir takım ağrılar çekmiş olsaydı muhtemelen “ağrım var, o halde yaşıyorum” diyebilecekti.

Ağrı, yaşamanın ağır tortusudur; zaman zaman kristalleşir ve tenimize batar. Ağrı var olmanın dayanılmaz naifliğidir; sık sık keskinleşir ve canımızı yakar. Bütün büyük dava adamlarının yaşamları boyunca teninde bir çizik daima var olmuş, uykularını bölmüş ve yemekten içmekten alıkoymuştur. Ağrı hayat kadar yakın ve anlaşılır, hayal kadar ele avuca sığmaz ve anlaşılmazdır. Ağrı, “gece gündüz yürüdüğümüz iki kapılı hanın orta yeridir. Hepimiz derin bir sessizlikte gözlerimizi kapatıp kainatın hışırtısını dinliyor olsaydık, insanlığın sancılarından doğan müphem ve kesintisiz bir ağrı uğultusunu duyardık. Ağır ve ağrılı...

Dr. Hakan BAYRAKTAR
Yeni Dünya Dergisi Temmuz - 2001

 Adınız:
 
 Soyadınız:
 
 E-mailiniz:
 

 Konu:

 İletiniz :
 

           
Copyright © hakanbayraktar.net - hakan@hakanbayraktar.net