Ana Sayfa Enstrümantal Klipler

VİTRİN   DUYURULAR   TÜM ESERLER   BİYOGRAFİ   BASINDAN   HAKAN BAYRAKTAR'DAN   GÖRÜŞLERİNİZ   İLETİŞİM

           

Tasavvuf Musikimiz

Müzik, Meleklerin Dili

Seyyid-i Burhanettin Veli Hz. ve Kayseri Şehri

 


Ağrı Manifestosu

Dünyanın İlk Tıp Fakültesi Gevher Nesibe

Depresyon, Ruh Depremi

 


İnsanoğlu yaratılışından bu yana oldukça karmaşık ve anlaşılması güç bir duygusal yoğunluğa sahip olmuştur. Medeniyetler yıkılıp yenileri kurulmuş, ancak insanın hem karmaşık bedensel yapısı hem de karmaşık duygularının özellikleri bu kompleks muhtevayı korumuştur. insanın maddesel yapısı ile ilgili pekçok gelişme kaydeden bilim, insanın ruh yapısını da anlama çabasına girmiş ve bilinmeyenin büyüklüğü farkedilmiştir. Geçtiğimiz bin yılın son 20-25 yılı psikiyatri açısından çok önemli gelişmelerle donanmıştır.

Ferdin biyolojik yapısıyla ilgilenen ve mânâsını ihmal ettiğini hisseden bilim ve tıp, mânâyı da irdeleyen din ve felsefeye, ruh hastalıklarının sebepleri ve tedavisi açısından yakınlaşmaya başlamıştır. “Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin işlerindendir. Size, ancak az bir bilgi verilmiştir.”1 mânâsındaki buyruğu ile Cenâb-ı Hakk, ruhun mahiyetinin kulları ve araştırmacıları için adeta bir buzdağı olduğunu haber vermiştir.

İnsan ruhu açısından üzüntü, keder gibi duygulanım durumları günlük hayatın bir parçasıdır ve hastalık durumları değildir. Hüzün; ayrılık, hayal kırıklığı ve önemli kayıplara karşı gösterilen fıtrî ve evrensel bir insan tepkisini açıklar. Elem ve mâtem (yas) de bilinen ve normal kabul edilen insani tepkilerdir. Bu kabil tepkiler bir yakının ölümü, ayrılık, boşanma, hayal kırıklığı, maddi yıkımlar, bilinen çevreden ayrılma, zorla göç etme gibi önemli problemler sonucu meydana gelirler. İşte; keder ve neşe arasında gidip gelen ve bazen de nötr olan insan duygulanımının sayılan ve benzeri olaylar karşısında çöküntü halinden sıyrılamayışı “depresyon” olarak adlandırılmaktadır. Mahrumiyet ve kayıplar tek başlarına depresyon sebebi olamazlar, ancak depresyona yatkın olan bireyler bu gibi zamanlarda ruhsal çöküntü yaşayabilirler. Depresyon daha önceleri melankoli de denilen bir duygulanım bozukluğu ya da uygunsuz duygulanım problemidir. Depresyon tüm hastalıklar içinde sosyal işlevi en çok bozan hastalıktır. Depresyonlu kişi için gelecek umutsuz ve karanlık, geçmiş yararsızdır. Çabalar boş, zaman israf edilmiştir. Duygular körelmiş, sevgi yitirilmiştir. Benlik, “kendini toparlayamıyorsun, iradeni kullanmıyorsun” türünden yapıcı ve faydalı zannedilen eleştirilere davetiye çıkaran bir mizaç yüklenmiştir. Fert, iyi bir eş, anne-baba ya da evlat olamadığı düşüncesiyle kıvranmakta, olumsuzluklar vitrine taşınmakta, olumlu ve anlamlı her şey karartılmaktadır. Her mevsim sonbahar, her vakit güneşin battığı vakittir.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi, Allah’ım bu çizgili yüz

Ya gözler altındaki mor halkalar?..

Neden böyle düşman görünürsünüz

Yıllır yılı dost bildiğim aynalar.

C. Sıtkı TARANCI

Araştırmalara göre sanayileşmiş ülkelerin hemen hepsinde, özellikle şehirlerde depresif bozukluklarda sabit bir artış yaşanmaktadır. İntihar davranışları da buna paralel biçimde sıklaşmaktadır. Bilim, mânâyı keşfetmiş ancak paranın ve eşyanın hakimiyetine engel olunamamıştır. Sivil toplum fertlerinin birbirlerini “yük” ve “tüketici” olarak gören tahammülsüz, ayrımcı, reddedici tavrı sanayileşmeyle birlikte maalesef yaygınlaşmaktadır. Stresli yaşam tarzı, normal bireylerde boşa çıkma becerilerini harekete geçirirken depresyona yatkın bireylerin depresif bozukluk olarak kendini göstermektedir.

Depresyonlu hastaların evde, işte, sosyal alanda problemleri vardır. Sıklıkla sinirlilik, sürtüşme, zayıf iletişimi içeren tarzda, yakın ilişkileri sürdürmede önemli sorunlara sahiptirler.

25-44 yaş grubu depresyon için en yüksek riskli gruptur. 65 yaş ve üzeri ise en düşük risk taşıyan gruptur. Ayrıca depresyon genç yaştakilerde olarak daha yüksek oranlarda bulunmakta ve daha erken yaşta başlamaktadır. Ömür boyu hiç ruhsal bozukluk geçirmeyen nüfusta intihar girişimi %1 iken, bu oran depresyonlularda %18-60 arasında değişmektedir. Depresyon geçiren bireylerin akrabaları arasında aynı hastalık, normal nüfustan daha yaygındır.

Depresyonda %23-85 oranında kişilik bozukluğu tespit edilmiştir.

Depresyona yaklaştırıcı karakter eğilimleri:

- İçe dönüklük,

- Kendine güven yetersizliği

- Sosyal beceri eksikliği, pasiflik,

- Bağımlılık, boyun eğicilik

- Kaygılanma ve obsesiflik

- Karamsarlık.

Yetişkinlerde depresyon nöbetinin başlaması ile ilişkili en sık stres etkeni eş kaybıdır. Toplumumuzda evlat ölümü de aynı derecede stres etkenidir.

- Yalnız yaşama,

- İşte zaman baskısı (yetiştirme mecburiyeti),

- Yalnız yaşama,

- Yakın gözlem altında çalışma,

- İş güvensizliği gibi iş stresleri de önemlidir.

Depresyon belirtileri:

Çoğu zaman depresyon nöbeti (ölüm, ayrılık, göç, vs) psikososyal stresi takiben hızlı gelişir.

Erken belirtiler genellikle bunaltı, panik atakları, yorgunluk, enerji kaybı, uykusuzluk biçimindedir ve bunu temel belirti olan çökkün duyu hali izler.

Çökkün duygu hali, sabit bir keder (hüzün), kasvetlilik durumu, neşesizlik, umutsuzluk, karamsarlık, gülmeyi imkansız kılan duygusal tepki vermede kısıtlılık halidir. Israrla ölüm ya da intihar düşünceleri de olabilir. Depresyondaki hasta için herşey değersiz, hayat anlamsızdır ve gelecekten beklentisi yoktur. Sosyal çekilmeyle birlikte, ağlamaklı konuşma, kırışık alın, sarkık dudaklar, canlılık kaybı, düşük omuzlar, kamburumsu öne eğik görünüm depresyonun tipik beden görünümüdür. Kişiler daha az üretici, hayattan zevk alma yetenekleri azalmış, toplumla ve olaylarla ilgilenmede yetersizlik ve uzaklaşma, duygularda sığlaşma, duruma uygun tepkiler verememe, şakalara gülmeme durumları yaşarlar. Olaylara sevinemez ve grubun neşesine katılamazlar.

Depresyonlu hastalarda ağlama eğilimi artar. Kimi zaman ağlamanın ötesine geçilir ve “keşke ağlayabilseydim, rahatlardım” gibi ifadeler hasta tarafından kullanılır. Kararlar ertelenir, küçük işler bile kararsızlık ve ertelemeye uğrar.

İşler yığılır ve sonra hasta bunları yapmaktan vazgeçer. İşler aksatılır, sürekli halsizlik, güçsüzlük, konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık, nefesin yetmediği hissi mevcuttur. (Bütün bu belirtiler kısmen normal kişilerin yaşadığı durumlardır, ancak, depresyonda bu durumlar süreklilik arzeder ve el-yüz yıkama, yemek yeme, giyinme, ağız-diş bakımı, tırnak kesme, saç tarama gibi basit işler bile yapılamaz duruma gelmiştir.) Durum ilerledikçe hastaya sorulan sorulara geç ve kısa ya da evet/hayır gibi tek kelimelik cevaplar alınır, sesi kısılır, mırıldanmaya dönüşür ve nihayet kesilir (mutizm). Yürüme yavaşlar, ayak sürünerek gider. Uykuya dalma güçtür. Hasta saatlerce yatakta döner durur, uykusu sık sık bölünür. Sabah erkenden sıkıntı ile uyanma genellikle tipiktir. Yiyeceklerden lezzet alınamaz ve gıdalar saman gibi gelmeye başlar. Gıda alımı tehlikeli boyutlarda azalabilir. Bazen gıda tamamen reddedilir.

Bu belirtilerin hepsi bir depresyon hastasında görülmesi muhtemel ancak tamamıyla bir hastada görülmesi şart olmayan belirtilerdir. Tüm belirtileri aynı hastada gözlemek genellikle imkansızdır. Ancak sayılan bu duygusal durumlar hakimler, sağlık personeli ve depresyonlu bireyin çevresindekiler açısından yol gösterici ve uyarıcı önlem almaya sevkedici durumlardır.

Dr. Hakan BAYRAKTAR
Yeni Dünya Dergisi Mayıs - 2001

 Adınız:
 
 Soyadınız:
 
 E-mailiniz:
 

 Konu:

 İletiniz :
 

           
Copyright © hakanbayraktar.net - hakan@hakanbayraktar.net