Ana Sayfa Enstrümantal Klipler

VİTRİN   DUYURULAR   TÜM ESERLER   BİYOGRAFİ   BASINDAN   HAKAN BAYRAKTAR'DAN   GÖRÜŞLERİNİZ   İLETİŞİM

           

Tasavvuf Musikimiz

Müzik, Meleklerin Dili

Seyyid-i Burhanettin Veli Hz. ve Kayseri Şehri

 


Ağrı Manifestosu

Dünyanın İlk Tıp Fakültesi Gevher Nesibe

Depresyon, Ruh Depremi

 


Tasavvuf Musikimiz / Dr. Hakan BAYRAKTAR


Şiir, kainatın ruhunda saklı bulunan güzellik ve uyumun insan ruhundaki tebessümü, musiki ise bu tebessümün sonsuzun kapılarını zorlamasıdır.
Şiir, ötelerin kurcalanması, musiki de bu zorlanışın iniltileridir.
Musiki için muşahhas sadece bir vasıtadır. O mücerredi bulup, onu avlama sevdasındadır.
Zaten musiki sevdalıların ürünüdür.
Gözyaşı ise kelimelere küsmüş nağmeler incisidir. Fasıkın fıskını, aşıkın aşkını artıran letafet güzelidir musiki.

Hüseyni´de coşuverir insan,
Uşak´ta günbatımını seyretmek ne anlamlıdır.
Eviç´te kuş tüyüdür gönlümüz,
Mahur´da kanatlanır gökyüzüne.
Rast´da takvim değişir, seheri yudumlarsın.
Hicaz´da konuşmaz dil,
Buselik´te ağlarsın.
Sonsuza tutkun gönlümüzün, ebedden başka birşeyle tatmin olamayan ruhumuzun hep öteleri kurcalarken açan firkat güllerinden saçılan koku değil midir musiki?
Toprağı temiz, suyu duru, tohumu da belli olduktan sonra bu güllerin kokusuna doymak pek zordur ariflerin nezdinde.
Allah (c.c.) ve Peygamber (a.s.) aşkıyla çağlayan, bülbülleri şakıyan bir gülistan gibi gönle ferah, göze ışık veren Tasavvuf Musikimiz, derununda Hüdayi´nin ateşini, Niyazi´nin şevkini, Yunus´un muhabbet testisini, Mevlana´nın aşkını ve daha nice aşıkların nefesini yüklenmiştir. Bilindiği gibi Klasik Musikimiz içerisinde Dini Musiki; Camii ve tekke musikisi olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Camii ve tekke musikisi esasta müşterek olmakla beraber her biri icra edildiği yerin özelliklerine göre ayrı bir üslup ve tavra sahiptir. Denilebilir ki, Camii musikisi daha ziyade zahidane bir mahiyettedir. Tasavvuf musikisi ise zahidane mahiyetteki eserlerin yanında Tasavvufi bir lirizm içeren eserlere de sahiptir. Bununla beraber muhtelif tarikatlerin musikilerinde de ilgili tarikatın hususiyetlerinden kaynaklanan incelikler mevcuttur. Örneğin Halvetilik ve kollarında, ayrıca Halvetilikle Kadiriliğin birleşmesinden oluşan Eşrefilikte, “Devran“ yapıldığı için musikilerinde de coşkun bir hareket mevcuttur. Zikrin icap ettirdiği bu hareketliliğin yanında ağır bir takım eserlere de rastlanmaktadır. Klasik musikimizin en sanatlı eserlerinden olan “durak“ ve “tevşih“lerin de ekseriyetle bu tarikatlere mensup musikişinaslarca bestelendiğini görüyoruz. Celveti musikisinde ancak hafif bir hareketlilik mevcuttur. Coşkunluktan ziyade huşu ve huzura çağıran bir incelik mevcuttur. Bu tarikat mensuplarının bestelerinde bir ağırlık hissedilmektedir.
Mevlevi ayinleri sanat bakımından Klasik musikimizin en kıymetli eserleridir. Bundan dolayı sonraki devirlerde Mevlevilikle ilgisi olmayan musikişinaslar bile sanattaki maharetlerini ayin besteleyebilmekle göstermek ve ölçmek ihtiyacını hissetmişlerdir.
Ayinler en zor oluşturulan Klasik Türk musikisi formu olarak gösterilebilir. Birçok tarikatın zikirleri esnasında musiki aleti kullanılmakla beraber bazı tarikatlerin “İsmi Celal“ zikri sırasında el ile vurulan “bender“ kullanılmış ve “ney“ üflenmiştir. Ayrıca bu tarikatlerin, “tevbe“ lerinde kudüm, bender, halile, gibi el ile vurulan aletler kullanılmıştır. Fakat genel olarak tarikatlerde ses musikisi hakimdir. Tekkelerin açık ve tarikatlerin faaliyetlerinin serbest olduğu zamanlarda her tarikatın hususi bir zikir usulü mevcut idi. Bu zikirler o tarikatın “evradı“ okunarak başlardı. Bütün dervişlerin iştirakiyle okunan bu evradın belli bir bestesi mevcuttu. Evraddan sonra zikre geçilir, dervişler zikrederken, zakirler zakirbaşının idaresinde ilahiler okurlardı. Zakirbaşı olabilmek için binlerce ilahiyi güfte ve besteleriyle hafızada bulundurmak şarttı. Ayrıca zikrin özelliğini bilmek, güzel bir sese ve idare kabiliyetine sahip olmak lazımdı. Zikrin seyrine göre usul ve makamı iyi seçmek gerekirdi. Zakirbaşı ilahi güftelerini ayrıca içinde bulunulan hicri aya göre seçmek zorunda idi. Mesela Muharrem ve Safer aylarında okunan ilahilerden bir kısmı Hz. Hüseyin`in şehadetini konu alan mersiyelerden seçilirdi. Her ayın özelliğini gösteren ilahiler mevcuttu. “Kelime-i Tevhid“, “İsmi Celal“, “Devran“ zikirlerinde muhteva olarak münasip düşen ilahiler okunurdu. Zaten bestekarlarda güfteleri seçerken hangi zikre daha uygun olacağını göz önünde bulundurarak bestelerdi. Zikirleri idare eden zakirler bu besteleri ezberlerinden okurlar nota ve mecmua kullanmazlardı. Zaten birikimini 4-5 bin ilahiyi ezberlemek derecesine vardıramayanlara zakirbaşılık verilmezdi. Hatta rivayet olunur ki; III. Ahmed devrinde “Kambur Hafız“ namıyla bilinen bir zakirin 3000 ilahiden fazla bilmediği halde sesinin letafeti sebebiyle, Edirnekapı civarındaki Nurettin Cerrahi tekkesinin zakirbaşılığına tayin olunması hayretle karşılanmış ve “Kambur Hafız 3000 ilahi ile Zakirbaşı oldu. Ne günlere kaldık.“ diyerek hayıflananlar olmuştur. İşte bu Osmanlı zakirbaşısının 3000 ilahi biliyor diye tenkit edilmesi ve hatta küçümsenmesi Tasavvuf Musikimizin repertuarının ne kadar tarihi zenginliğe sahip olduğunu göstermede yeterli bir delildir. Gerçi bu fıkrada biraz tarih sapması vardır ancak anlatılmak isteneni değiştirmez. Bu kadar zenginliğe sahip Tasavvuf Musikimiz tam bir araştırma ve tespit fakiri konumunda kalmıştır. Bugün elimizde bulunabilinen eserler İstanbul´da ve memleketimizin her yerinde artık çoğu diğer aleme göç etmiş olan kıymetli Hafız, Mevlithan, Zakir, Zakirbaşı ve ilahi bilenlerden derlenip notaya alınan eserlerdir.

Gelecek nesillerin milli karaktere sahip olabilmesi için Tasavvuf musikisi eserlerinin bilinmesi, öğrenilmesi, öğretilmesi ve neşredilmesi büyük bir zarurettir. Bu konudaki gayretleriyle tanınan merhum Rauf Yekta bey„ Hiç şüphe yoktur ki bizim musikimizin tekke ilahilerinden istifadesi pek büyük olacaktır“ diyerek Tasavvuf musikisinin önemine işaret etmiştir.
Osmanlı devrinde bilhassa XV-XVI. asırlardan itibaren Klasik Musikimiz büyük dehalar yetiştirmeye başlamış, tekkeler manevi eğitimdeki ve sosyal dokudaki büyük önemleri yanında büyük bestekarların da konservatuarı konumuna gelmişlerdir.
Musikisi dışında klasik musikimizde en büyük eserleri verenler ekseriyyetle bir tarikata mensup kimselerdir. Bizim musikimizi bilen ve seven pek çok kimse bu gerçeği tespit ve ifade etmiştir.Batılı büyük bestekarların da kilise içerisinde yetiştiği ve Klasik Batı müziğini oluşturdukları bir gerçektir.Bu gerçeği virtüöz neyzen Niyazi Sayın „musıki içinde esas hareket dini musikiden başlar,bu batıda da böyledir“diyerek belirmektedir.
Itri,Dede Efendi gibi büyük bestekarlarımız dahil,Klasik musikimize de damgasını vuranlar tarikat terbiyesi içinde yetişmişlerdir. Şeyh Galibi edebiyatımıza kazandıran gene tekkedir. Hammamizade Dede Efendi’yi musikimizin şahikalarından biri kılan ocağın bir Tarikat mektebi olduğu herkesin malumudur.

Buhurizade Mustafa Itri Efendi´nin Segah Tekbir´i bir çok milli musikişinas tarafından dünyanın en güçlü motifi olarak kabul görmektedir ve belki de SegahTekbir en çok okunan musiki nağmesidir.
19.asrın sonu ve 20.asrın başlarındaki siyasi, içtimai ve kültürel çalkantılar her şey de olduğu gibi musikide de şifahi karakterli Osmanlı medeniyetinden günümüze pek az denilebilecek eserin ulaşabilmesine izin vermiştir. Tasavvuf musikimizden bugün elimizde kalan eserler ne kadardır? Bu suale kesin bir cevap vermek mümkün değildir.19.asrın sonu ve 20. asrın başında yaşayan zakirbaşılarıyla temasa geçilip notaya alınmadığından bugün belki elimizde 1000 kadar ilahi kalmıştır. Bilinen ve elimizde notası olanların sayısı eskiden Camii ve Tekkelerde icra edilen eserlerin sayısına oranla pek azdır. Zira 17-19.asırlarda bütün tekkelerde okunan na’t, tevşih, ilahi, şugl ve durakların toplamı binlerle ifade edilmektedir. Bu eserlerin mühim bir kısmının ortaya çıkarılması, korunması ve neşredilmesinde emeği olan Merhum Rauf Yekta Bey, Merhum Selahattin Gürer Bey, Merhum Ali Rıza Şengel Bey´i rahmetle yadediyor ve Sayın Cüneyd Kosal ve Sayın Yusuf Ömürlü´ye de şükranlarımızı sunuyoruz.
Netice olarak klasik musikimiz, dünya klasikleri içinde çok önemli ve pek ayrıcalıklı yeri olan Tasavvuf Musikimiz araştırma, tespit ve teşvik gayretleriyle gelecek nesillerin zühd ve ilahi coşkusuna katkı sağlayabilecektir. Bugün yapılabilecek olan, elde kalan son eserleri tespit ederek en güzel şekilde değerlendirmeye çalışmaktır.
İlahi aşkın en iyi öğreticisi Hz. Peygamberimiz şefaatlerini ve onun varisleri olan pek çoğu ilahi güfteleri sahibi velilerin himmetlerini umarak.....

Dr.Hakan Bayraktar Ağustos 1998 Ankara


Lügatça:
Masiva: Allah´dan ğayri şeyler
Defteri Uşşak:Aşıkların defteri
Na.mevcud:Mevcud değil
Merdud:reddedilmiş
Tevşih:Süsleme.Mevlud´in bahr aralarını süslemek için bestelenmiş eserlerdir.
Durak:Tasuvvufi Şiirlerden bestelenmiş ağır ve itinalı eserlerdir.Tekkelerde zikre ara verildiği zaman okunduğu için bu ismi almıştır.
Şugl:Sözleri Arab´ça olarak bestelenmiş coşkun ilahilerdir.
Mersiye:Ölen kişinin ardından yazılıp besteklenen İlahilerdir.
Kaynaklar:
1.S.N.Ergun:Türk Musıkisi AnatolojisiDini Eserler (1.Sh.13)
2.İstanbul Konservetuarı neşriyatı:Türk musıkisi klasiklerinden İlahiler,İstanbul 1931
3.Türk musıkisi klasikleri-İlahiler (1-2-3 Ciltler) Ali Rıza Şengül,Hazırlayan Y.Mimar Yusuf Ömürlü
4.99 makamda İlahiler,hazırlayan: Cüneyd Koşal
5.Dini musıki dersleri:Zekai Kaplan
6.Öztuna Yılmaz:Müzik ve Müzisyenler Ansiklopodisi
7.Arel H.S.:Türk Musıkisi kimindir?

 Adınız:
 
 Soyadınız:
 
 E-mailiniz:
 

 Konu:

 İletiniz :
 

           
Copyright © hakanbayraktar.net - hakan@hakanbayraktar.net